Kuran-ı Kerim İslam’ın kutsal kitabıdır.
İslam, Allah'ın insanlara Hz. Muhammed
(sav) aracılığı ile gönderdiği son ilahi dindir. Arapçada seleme (Allah'a
tamamen bağlanmak) kökünden gelen İslam sözcüğünün Türkçe anlamı "Allah'a ve
onun buyruklarına kayıtsız şartsız inanan" demektir. Bu kelime aynı zamanda, Hz.
Muhammed aracılığıyla ilkeleri bildirilen ve Müslüman adı verilen (Arapça
İslamlığı kabul eden anlamına, müslim'den) 600 milyon insanı bünyesinde toplamış
büyük bir dinin de adıdır.
...Tümünü okumak için
linke tıklayınız.
Arapça bir sözcük olan “kuran”, okumak, ezbere
okumak, bir araya getirmek anlamına gelir. Arapça olan ve 114 surede toplanmış
6200’ün üstünde ayetten oluşan Kuran,
Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup
bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve
İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Hz.
Muhammed’e peygamberliğin verildiği 610’dan 632’deki ölümüne kadar parça
parça indirilmiştir. Vahiy denen bu olayda Kuran ayetleri Cebrail adlı melek
tarafından Hz. Muhammed’e iletilmiş, bazı ayetler de doğrudan Tanrı tarafından
bildirilmiştir. Hz. Muhammed de gelen vahyi ezberlemiş, sonra da hangi sureye
ait olduğunu belirterek vahiy katiplerine yazdırmıştır. Ayrıca bu ayetler birçok
sahabi (Hz. Muhammed’in yakın çevresinde bulunanlar) tarafından da
ezberlenmişti. Kuran’ın inmesi Hz. Muhammed’in yaşamı boyunca sürdüğünden kitap
haline getirilmesi düşünülmemiştir. Ama Hz. Muhammed’in ölümünden sonra elindeki
ayetlerin dağılıp kaybolmasını önlemek amacıyla ilk halife Hz. Ebu Bekir, vahiy
katiplerinden Zeyd bin Sabit başkanlığında bir kurul oluşturdu. Bu kurulun
kitaplaştırdığı ve Müslümanlar’ca da onaylanan Kuran nüshasına Mushaf (bir araya
getirilmiş sayfalar) adı verildi.
Kur'an sözcüğü
Hz. Muhammed, Mekke’nin soylu Haşimoğulları ailesinden
gelir. 571 yılında Mekke’de doğmuştur. Annesinin adı Amine, babasının adı
Abdullah’ tır. Hz. Muhammed daha doğmadan babası öldü. Yetiştirilmesini dedesi
Abdülmuttalip üzerine aldı ve torununa o zamana kadar kimseye verilmemiş olan
Muhammed adını verdi.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Arapça'da
QRE (qare'e/kare'e) (okudu)
sözcüğünün sülasi (üç harfli kelime kökü sistemine göre) mastarıdır. "Okumak",
"okunan" "okuyuş" "okuma" anlamlarını ifade eder. Bir başka tanıma göre
QRE
(qare'e/kare'e) (birkaç nesneyi biriktirip birbirine kattı, ekledi, derledi)
ifadesinin sülasi mastarıdır. Kerîm, "soylu, asil" ve "eli açık, cömert"
anlamlarına gelen
Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup
bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve
İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Arapça
kökenli bir kelimedir
[TDK Sözlük, kerim].
Kur'an ayrıca
Kelamullah, Kitabullah, Furkan, Tenzil, Mushaf, Kitab, Nur ve Ümmülkitap
isimleriyle bilinir.
İslam'a göre Allah Kuran'ı ikinci bir isim olarak
“Kitap”, olarak adlandırmak suretiyle, daha en baştan itibaren, bu metnin yazılı
hale getirilmesinin önemine işaret etmiştir.
[“Ana Hatlarıyla Kuranı Kerim”,
Prof. S. Yıldırım, s.56 ]
Mushaf
Kuran'ın bugünkü haliyle kitap halinde toplanılmış şekline
Mushaf denir. “
Hami-Sami Dil Ailesi'nin Sami koluna mensup
bir lisan. Arap Yarımadası ve Kuzey Afrika'da halkın çoğunluğunca, Türkiye ve
İran'da ise Arap azınlıklarca kullanılmaktadır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mushaf”,
“iki kapak arasındaki sayfalar” anlamına gelen bir kelimedir.
Resim:Opened
Qur'an.jpg|thumb|right|200px|Mushaf
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Habeşçe mişhaf kelimesinden
gelir.
Kuranın Mushaflaşması, ancak vahyin tamamlanmasından sonra
mümkündü. O zamana kadar nihai düzeni içine konmamış olan bu metin,
Ebu Bekir
tarafından Mushaf haline getirtildi.
Özbekistan'ın Taşkent şehrinde bulunan en eski Kuran
mushafı
Kuran'ın bugünkü dizilişi ile mushaflaşması
Halife Osman zamanında toplanan Kur'an Hey'eti'nin Kur'an'dan olmayan bütün
yazılı nesneleri imha edip, geri kalanlarının da Osman'ın veziri tarafından
dizilmesi ile gerçekleşmiştir. Bu dizilişe göre Kur'an 114 adet bölümden (
Ebu Bekir-i Sıddık (r.a) asıl adı
Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ona Abdullah adını
verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve
iffetli olduğundan dolayı da "sıddık" lâkabıyla anılmıştır. Teymoğulları
kabilesinden olan Ebû Bekir'in annesinin adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû
Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir... ibn-i
Murca ...et-Temî’dir.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
sure) oluşur. Sureler genellikle surenin içerdiği
ayetlerin konulardan birine göre verilen Arapça isimlerle anılırlar. Sureler
kronolojik bir sırada düzenlenmemiştirler (nüzul/iniş sırası). Bunun yerine
genelde kabaca uzunluğun azaldığı bir sıraya göre yerleştirilmiştirler. Yaygın
hatanın aksine elde bulunan Mushaf Kur'an, 6666 değil, 6346 ayet{{fact}}
barındırır. Bu ayetlerin sayısı, Kur'an bir şiir metni gibi yorumlanmasından
kaynağı alıp, kafiyeye göre belirlenmiştir. Kur'an içindeki ayetlere göre her
şeyin ayrıntılı açıklaması olduğunu yazar.
İslam'a göre Kur'an son
peygamber Hz. Muhammed'in mucizelerindendir. Dil bakımından da Kur'an çoğu
akademisyene göre Arapça'nın en güzel örneğidir.
Rivayete göre Hz.
Muhammed'in ashabından ilk
Kuran-ı Kerim'de ayetlerden meydana gelen
114 bölümden herbiri. Sözlük anlamı yüksek rütbe, şeref, yüksek olarak
yapılmış bina demektir.
...Tümünü okumak için
linke tıklayınız.
halife
Halifelik, Müslümanlarda baş imamlık,
göreviydi. Hz. Muhammed sağlığında imamlara kendi adına namaz kıldırmak
yetkisini vererek kendisi baş imam olmuştu. Peygamber, Müslümanların din ve
dünya işlerinin başkanı idi. Hz. Muhammed ölünce, Müslümanlar kendilerine Halife
adı verilen ve Peygamberin vekili sayılan bir başkan
seçtiler.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Ebu Bekir hurma yaprakları, deri ve kemik
üzerlerine yazılı olan Kur'an ayetlerini saklar sonra da toplardı. Bu ayetler
bir ciltde toplanırdı. Bunu yine arkadaşlarından ikinci halife olan Ömer'in kızı
ve Muhammed'in okuma-yazma bilen tek eşi
Ebu Bekir-i Sıddık (r.a) asıl adı
Abdülkâbe olup, İslâm’dan sonra Hz. Muhammed (S.A.V.)'in ona Abdullah adını
verdiği kaydedilir. Azaptan azad edilmiş mânâsına "atik"; dürüst, sadık, emin ve
iffetli olduğundan dolayı da "sıddık" lâkabıyla anılmıştır. Teymoğulları
kabilesinden olan Ebû Bekir'in annesinin adı Ümmü'l-Hayr Selma, babasının ki Ebû
Kuhafe Osman’dır. Künyesi Abdullah ibn-i Osman ibn-i Amir ibn-i Amir... ibn-i
Murca ...et-Temî’dir.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Hafza muhafaza etmişti. Bu mushaf, Hafza Yesrip'te
(
Medine) öldüğünde vali
Medine, Suudi Arabistan'ın Mekke kuzeyinde
yer alan Mekke'den sonra ikinci büyük şehridir. Eski adı Yesrib'dir. Medine'ye,
Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine de denmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
Mervan
bin Abdilhakem tarafından Hafza'nın evinden aldırtılıp imha edildi.
Cüz, sûre, âyet, vahiy
Kur'an'ın bölünmüş olduğu 30 parçadan (fasikül)
her birine
cüz denir.
Kuran, “
Cüz bir İslam terimidir. Bu terimin anlamı:
Kur'an'ı Kerim'de ki her 20 sayfaya verilen addır. Kuran'ı Kerim'de yaklaşık 30
cüz vardır. Her cüzün başında gül resmi vardır.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
sûre” adı
verilen bazı ana bölümden oluşur. Kur'an 114 sûreden müteşekkildir. Bu surelerin
86'sı
Kur’ân-ı kerîmde âyetlerden meydana gelen
bölümler. Lügatte “yüksek rütbe, şeref, yüksek olarak yapılmış binâ”
demektir.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Mekke'de, 28'i
Mekke (Arapça: مكة), Arap Yarımadası'nda
Hicaz eyaletinin başkenti ve Suudi Arabistan'ın en büyük şehri. İslam dini bu
şehri kutsal kabul etmektedir ve 'Şehirlerin Anası' diye
nitelemektedir.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Medine'de gelmiştir. Medine'de gelen sureler
Bakara, ali imran, enfal, ahzab, maide, mümtahine, nisa, zilzal, hadid,
muhammed, rad, rahman, dehr, talak, beyyine, haşr, nasr, nur, hac, münafikun,
mücadele, hucurat, tahrim, cuma, tegabun, saf, feth ve berae'dir.
Her bir
sure de “
Medine, Suudi Arabistan'ın Mekke kuzeyinde
yer alan Mekke'den sonra ikinci büyük şehridir. Eski adı Yesrib'dir. Medine'ye,
Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine de denmiştir.
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.
ayet” adı
verilen parçalardan müteşekkildir. Ayetler bir kelime ila bir sayfa arasındadır.
Tanrı tarafından peygamberlerine bildirilen buyruk ve düşüncelere vahiy
denir. Vahiy peygamberlere doğrudan veya melekler gibi aracılar vasıtasıyla
bildirilebilir.
İslam'a göre
kuran surelerini meydana getiren cümlecikler
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
vahiyler peygambere
Peygambere gelen tanrısal kelam ve haber.
Bir düşünce ya da buyruğun Tanrı tarafından elçisine ilham edilmesi; Tanrının
yüksek öneme haiz mesajlarını; kendi varoluşu, sıfatları, iradesi, vb., ile
ilgili temel bilgileri insanlığa Peygamber aracılığıyla iletme
yolu.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Cebrail
Cebrail Peygamberlere vahy getirmek,
Allahü teâlânın emir ve yasaklarını bildirmekle vazîfeli melek. Dört büyük
melekten birisi ve en üstünü.
Cebrâil aleyhisselâmın ismi Kur’ân-ı
kerîmde geçmekte olup, ayrıca Cibrîl, Rûh-ul-Emîn ve Rûh-ul-Kuds diye de
zikredilmektedir. Cebrâil kelimesi lügatta "Allahü teâlânın kulu" mânâsındadır.
Cebrâil’e ayrıca Nâmûs-ı Ekber de denilmiştir. Cebrâil aleyhisselâmın vazîfesi
peygamberlere vahy getirmektir. Cebrâil aley
...Tümünü
okumak için linke tıklayınız.
meleği aracılığıyla
gönderilmiştir. Kuran metninin tamamlanması,
Melek (Arapça: ملاك, İbranice: מלאך,
Latince: Angelus, Yunanca: Άγγελος) , dini bir terim. Melek, birçok dinde
inanılan semavi yaratıklara verilen isimdir. Meleklerin görevleri Allah'a hizmet
etmektir. Meleklere inancın var olduğu her din ve inançta melek kavramına bakış
farklıdır.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
610 -
610 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve
diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
632 yılları arasında, yaklaşık 23 yılda
gerçekleşmiştir. Kur'an peygamber hayatta iken yazılı hale getirilmemiştir.
Kur'an'ı yazan Vahiy katipleri:
632 yılı olayları, ölümler, doğumlar ve
diğer önemli gelişmeler
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Zeyd ibn Sabit başkanlığında
Ömer,
...Tümünü okumak
için linke tıklayınız.
Osman,
...Tümünü okumak
için linke tıklayınız.
Ali,
Arapça 'Ulu, yüksek' anlamına gelen ve
Türkiye dahil birçok Müslüman ülkede erkek ismi olarak kullanılmakta olan
sıfat.
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Talha,
...Tümünü okumak
için linke tıklayınız.
Sad,
bkz. Sad Suresi
...Tümünü okumak için linke
tıklayınız.
Ebu Derda,
Mikdad,
Übey ibn Kab,
Ebu Musa
el-Eşari ve
Abdullah ibn Mesud'dur.
Vahiy,
görünüşte, surelerin mevcut sırasını izlemeksizin, genellikle Müslümanların
belirli bir konuda bilgi, görüş veya cevap gibi ihtiyaçları, yada önemli bir
olayla ilgili olarak gerçekleştiği için, Kur'an’ın nihai şekli, ancak
Allah Resulünün bu görevi
bittikten sonra ortaya çıkmıştır. Buna göre, Kur'an, 114 sure ve 6346 ayetten
oluşur. {{fact}}
İlk ve son âyetleri
Kur'ân-ı Kerim'in, Müslümanlarca
Hz.
Muhammed'in
risaletinin başında ilk olarak 'indiği' kabul edilen âyetleri
şunlardır:
"Yaratan Rabbinin adıyla oku, O insanı bir asılıp
tutunandan yarattı, oku! Rabbin, kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren en
büyük kerem sahibidir, nun/nokta ile kalem/çizgi ve
satırladıkları/yazdıkları" (
Alak, 96/1-5
Kalem, 68/1).
İlk inen âyetler inananları okumaya, öğrenmeye, yazmağa ve araştırmaya
çağırır ve ilim için büyük teşvik mesajı taşır. Kur'ân'ın son inen âyeti de
şudur:
"Kâfirler bugün sizden dininiz hakkında ümitsizliğe
kapılmışlardır artık onlardan haşyet etmeyin, benden haşyet edin. Bugün size
dinizi ikmal ettim/kabaca, anahatları ile olgunlaştırdım, size ni'metimi itmam
ettim/anahatları ile tamamladım, sizin için bir din olarak islama razı oldum
" (
Mâide,
5/3).
Hafız
Kur'an'ın bütün metnini ezberleyen ve uygun şekilde (
tecvid) okuyabilen
kişiye
hafız denir. Hz. Muhammed ilk hafız olarak
kabul edilir. Kur'an'ı uygun bir şekilde ve güzel bir tutum ve sesle okumaya
tilavet denir. Müslümanlar günlük ibadet olan
namazı kılabilmek
için Kur'an'dan en azından küçük bir kısmı (
ayet) ezberlemek, bilmek zorundadırlar.
"Kur'an'dan kolayınıza geleni okuyun, salatı ikamet edin/namazı kılın" (
Müzzemmil Suresi 73/20)
"Kuran" kelimesinin Kuran'da kullanılması
İslâm'ın kutsal
kitabının özel adı olan Kur'an kelimesi, 58 âyette geçer. Ayrıca "kur'an"
"okunan,okuyuş, okuma" "ekli, katlı,derli" anlamında özel ad olmayarak 12 ayette
(
Yusuf
Suresi 12/2,
Rad Suresi 13/31,
İsra
Suresi 17/106,
Taha Suresi 20/113,
Zümer
Suresi 39/28,
Fussilet Suresi 41/3,44;
Şura
Suresi 42/7,
Zuhruf Suresi 43/3,
Cin Suresi
72/1,
Kıyame Suresi 75/17,18) geçer.
"Biz var ya Biz onu okuyup akletmeniz için anlaşılır-sade-arı bir
okuyuşla/okunuşla indirdik" (
Yusuf Suresi, 12/2).
"Kur'anı
okuyacağında/okuduğunda kovulmuş şeytanın şerrinden Allah'a sığın (Euzü billahi
mineşeşeytan ir racim) de" ( Nahl Suresi, 16/98).
"Kur'an
okunduğunda/okununca onu işitin de durup düşünün ki merhamet olunasınız"
( A'râf Suresi, 7/204).
"Bu Kur'an, insanlara yolu
gösterir, o değişmez yoldur, unat-düzgün çalışan-iş yapan inananları onlar için
olan kerim bir ecir ile müjdeler."
( İsrâ Suresi, 17/9).
"Kur'an'dan
indirir/indiriyor/indirecek olduklarımız, inananlara şifa ve rahmettir..."
(
İsrâ
Suresi, 17/82).
Birçok âyette "el-Kitâb" kelimesinin Kur'ân-ı Kerîm
anlamında kullanıldığı görülür:
"
Elif.
Lâm.
Mîm. İşbu içinde kuşku olmayan Kitap'tır müttakiler
(Allah'tan korkan başkasından korkmayanlar) için bir yol göstericidir"'' (
Bakara,
2/1,2).
Bundan başka çeşitli âyetlerde Kur'ân için başka isimler de
kullanılmıştır: el-Furkân (
Furkân Suresi, 25/1), ez-Zikr
(
Hicr
Suresi, 15/9), en-Nûr (
Nisâ Suresi, 4/174), er-Rûh (
Şûrâ Suresi, 42/52) vb. gibi.
Kur'an'ın toplanması
Ashab-ı Kiram (peygamberin değerli
arkadaşları anlamında Arapça bir tamlama), Muhammed'in sağlığında Kur'an'ı
yazmamıştır. Muhammed'in öldüğü sırada 100 bin küsür arkadaşları içinde
okuma-yazma bilenlerin sayısı yalnızca 33 kişi idi, okuma-yazma oranı 10 binde 4
idi. Hafızların sayısı ise yaklaşık 20 idi.
Kur'an-ı Kerim, Hz.Muhammed
peygamberin devrinde bizzat vahiy meleği ve nebinin birbirlerine karşılıklı
okumaları ve de sahabilerin ezberlemesiyle korunmuştur. Ancak Peygamber'in
sağlığı müddetince devam eden vahyin bütün bir kitapta toplanmasına imkân yoktu.
Çünkü vahyin Peygamberin ölümüne kadar devam ettiği bilinmektedir. Peygamber'in
vefatından iki gün öncesine kadar devam eden vahiy Onun vefatıyla son buldu.
Böylece Kur'an inen son âyetle tamamlanmış oldu.
Kur'an sureleri bazen
bir bütün olarak bazen de bölümler halinde indirildi. Bazı sûreleri Mekke'de
inmesi dolayısıyla "Mekkî", bazıları Medine'de indirildiklerinden "Medenî" diye
nitelendirilmiş ve 22 yılda tamamlanmıştır.
Peygamber'in vefatını takip
eden Yemâme savaşlarında 70 kadar hafız (kurrâ)'ın şehid düşmesi müslümanları
telâşa düşürmüştü. Ashabdan Ömer de hafızların toplanması için dönemin halifesi
Ebu Bekir'e başvurarak konunun görüşülmesini istemişti. Bunun üzerine Ebu Bekr,
Zeyd İbn Sâbit başkanlığında toplanan Abdullah b. Zübeyr, Sa'd b. Ebi Vakkas,
Abdurrahman b. Haris b. Hişam'ın da bulunduğu büyük bir komisyon tarafından
Kur'an sahifeleri bir araya getirildiği iddia edilir. Bu Mushaf önceleri,
Muhammed'in eşlerinden Ayşe'nin evinde muhafaza edilmiştir. Ayşe
Sıffın Savaşı'nda bu mushafı
Amir bin
El-As'a vermiş, o da savaşta bunu mızraklar ucuna takarak heder
etmiştir.
Üçüncü halife Osman zamanında hafız ve vahiy başkatibi olan
Yemen'li Arap olmayan Zeyd bin Sâbit, elinde yazılı Kur'an metni olan herkesin
bu metinleri getirmesini ve getirirken de ellerindeki metinlerin bizzat
Muhammed'den yazıldığına dair iki güvenilir şahid gösterilmesi istendi. Osman
toplanan bu kurula "Zeyd ile imlada anlaşamazsanız, Kureyş'e göre yazın" emrini
verdi, bu yüzden elimizdeki Mushaf, Mekke-Kureyş şivesinin imlası ile yazılıdır.
Böylece bütün metinler toplanarak bir araya getirilmiş ve halife Osman'ın
vezirine teslim edilmiştir. Daha sonra vezir ve belirlerdiği kişilerce Kur'an-ı
Kerim'in aslî nüshaları devletin 4 eyaletine gönderilmek üzre 4 nüsha
yazılmıştır. Zeyd b. Sâbitin katkılarıyla ortaya koyduğu bu aslî nüshaya "İmam
Mushaf" adı verilmiştir. Abdullah b. Mes'ûd'un teklifiyle iki kapak arasında
"İmam Mushaf" üzerinde yapılan danışma ve görüşmeler sonucunda bunun üzerinde
her hangi bir noksanlık görülmemiş ve güvenirliği konusunda ittifak
sağlanmıştır. Böylece Kur'an her hangi bir tahrifata uğramadan "Mushaf" haline
getirilerek aynı mushaftan çoğaltılan mushafların ana kaynağını teşkil etmiştir.
Mushaf adı Yemen'li Arap olmayan Abdullah bin Mes'ud'un teklifi ile Habeşçe
Mişhaf kelimesi olarak kabul edilmiştir.
Ömer devrinde Kur'an öğretimine
hız verildi. Gerek Medine'de gerekse sınırları günden güne genişleyen İslam
Devletinin diğer merkezlerinde en sıhhatli kaynak olan hâfiz sahabilerin
öğretmen ve gözetmenliğinde pek çok hâfız yetiştirilmiştir. Fakat zamanla
fetihlerin hız kazanması ve yeni fethedilen yerlerde ortaya çıkan kavim ve
kabilelerin müslüman oluşu farklı şive ve lehçelere göre okuyuş ayrılıklarını
ortaya çıkarmıştır. Bu durum M.648'de Ermenistan ve Azerbaycan fethinde Şamlı ve
Iraklı askerlerin yan yana gelmesi ile farklı okuyuşların su yüzüne çıkmasını
sağladı. Bu tartışma ortamının daha fazla büyümesine engel olmak için Huzeyfe b.
Yemân, Halîfe Osman'a başvurarak bu durumun düzeltilmesini, ihtilafın ortadan
kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Halife Osman, Muhammed peygamberin diğer
ashabı ile de istişare ederek, İslâm dünyasında yalnızca Ebu Bekr'in emriyle
derlenmiş olan onaylı Kur'ân mushaflarının kullanılmasını ve bir başka lehçe
yahut ağız ile yazılmış tüm diğer nüshaların kullanılmasının yasaklanmasını
kararlaştırdı. Osman bir önlem olarak da gelecekte herhangi bir kargaşa yahut
yanlış anlamaya meydan vermemek için başka tüm yazılı nesneleri yaktırarak
ortadan kaldırma yoluna gitti. Ebû Bekir zamanında yazıları İmam Mushaf, Ömer'in
ölümünden sonra kızı ve Muhammed peygamberin hanımlarından olan Hafsa'ya
geçmişti. Bu nüsha Hafza ölünce vali Mervan bin Abdülhakem tarafından imha
edildi.Osman zamanında çoğaltılan mushafların yedi nüsha olduğu söylenir
(Muhammed Hamidullah, a.g.e., II, s.763). Bunlar Medine, Mekke, Şam, Kûfe ve
Basra'ya gönderilerek müslümanlar arasında çıkabilecek farklı okuyuşlar önlenmiş
oldu. Hatta Ali'nin Osman için "Eğer Osman Kur'an'ın tek kitap halinde
toplatılarak çoğaltılması işini yapmasaydı ben yapardım" dediği
bilinmektedir.
Osman tarafından değişik vilâyet merkezlerine gönderilen
nüshalar asırların geçmesiyle kayboldu. Günümüzde halen onlardan bir tanesi
İstanbul Topkapı müzesinde; bir diğer tam olmayan nüshası Taşkent'te
bulunmaktadır. Çarlık Rus hükümeti onun faksimile ile reprodüksiyonunu (fotoğraf
veya fotokopi ile tam kopyasını) yayınlamıştır. Şu anda dünyanın her yanında
okunmakta olan Kuran'larla Topkapı ve Taşkent'teki mushaflar arasında Kur'an'ın
Osman'ın emri ile Mekke-Kureyş şivesiyle yazılması yüzünden kısmi şive farkları,
imla farkları, harflere nokta konması, ünsüzleri okutan ünlüler /harekeler
konması dışında fark yoktur. (Muhammed Hamidullah, İslam'a Giriş, Ankara, t.y,
s.41; Muhammed Hamidullah, İslâm Peygamberi, II, s. 763).
Ebû Bekr'in (ö.
13/634) halifeliği sırasında Kur'an-ı Kerîm toplanıp iki kapak arasında kitap
haline getirilince, uygun bir isim aranmış, Abdullah b. Mes'ud'un (ö.32/652)
"Habeşistan'da bir kitap gördüm, ona Mişhaf, Mushaf adını vermişlerdi" demesi
üzerine, halife tarafından bu isim uygun bulunmuştur (Celâleddin es-Süyûtî,
el-İtkân fi Ulûmi'l-Kur'ân, terc. Sakıp Yıldız, H. Avni Çelik, İstanbul 1987, I,
124). Mushaf; sayfalardan meydana gelmiş kitap anlamına gelir.
Kur'ân-ı Kerîm'in Düzeni
Kur'an yaklaşık 23 yılda parça parça
indirilmiştir. 13 yıl kadar süren
Mekke döneminde inen
âyet ve
sûreler daha çok İslâm inanç ve ahlâkı ile ilgili konuları
kapsar.
Allah'ın
birliğine, meleklere, peygambere, kitaplara ve
âhiret gününe iman gibi.
Âdem'den beri gelen
tevhid inancı işlenir.
Allah'a ortak koşma ile mücadele edilir ve
kıyamete değin Allah'a ortak katan mü'min-müslim-kafirlere tevhid inancından
ayrılmış olan atalarının bu yanıldığı söylenir.
Kur'ân-ı Kerîm'in,
Âdem'den itibaren devam
eden vahiy zincirinin devamı olduğu açıklanır:
"Biz var ya Biz, Nuh'a ve ondan sonra gelen nebilere/peygamberlere
vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, Esbat'a/Sıptlar'a, İsa'ya, Eyyûb'a,
Yunus'a, Hârun'a
ve Süleyman'a da vahyettik. Dâvud'a Zebûr'u
verdik" (
Nisâ,
4/163)
Medine'de inen
âyet ve
sûrelerde daha çok hukuk kuralları yer almıştır.
Aile ve devletin tanzimi, insanların birbiriyle veya devletle olan ilişkileri,
anlaşmalar, barış ve savaş durumları bu âyetlerde açıklanır.
M.S. 622 tarihinden itibaren
Medine'de bu
hükümleri uygulamak için yeterli güce sahip Muhammed yönetiminde bir
İslâm
Devleti oluşmuştu.
Allah hafiften ağıra doğru bir yol izleyerek
hükümler gönderiyor, resûlüllah ve ashabı bunları geciktirmeksizin uyguluyordu.
Kur'an dilini bilmeleri,
namazlarda,
mescid içinde ve dışında okunan sûre ve ayetleri
anlamalarını kolaylaştırıyordu. Bu devrin özelliği; iyi ve yararlı olanı almak,
kötü ve zararlı olanı kaldırmak şeklinde özetlenebilir. Yükümlülükler birden
ayrıntılarıyla gelmemiş, zamanla tamamlanmıştır. (bk.
Bakara, 2/219;
Nisa, 4/43;
Mâide,
5/90-91)
Kur'an'ın parça parça gelişi uygulamayı kolaylaştırıyordu. Bu
sayede gelen ayetler kolayca ezberlenebiliyordu.
Ayetlerin olaylar
üzerine inişi, tam ihtiyaç sırasında gelişi, toplumda gerekli etkiyi
göstermesine yardımcı olmuştur. Bu yüzden, ayetlerin iniş sebepleri (
esbab-ı nüzul) Kur'an
tefsirlerinde önemli bir yer tutar.
Nesilden nesile nakli
Kur'an'ı gerek
Mekke ve gerekse
Medine döneminde
peygamberden
bir
vahiy katipleri grubu yazmış ve bu
yazılanları
sahabeden bir topluluk ezberlemiştir.
Tevatür yoluyla
nakil ve nakledilenlerin doğruluğu konusunda İslam bilginleri arasında hiçbir
görüş ayrılığı yoktur. Bu prensip gereğince
Ebu Bekir'in halifeliği sırasında Kur'an
toplanırken tevatür derecesini bulmayan,
Abdullah b. Mesud'un kendisinin daha iyi anlaması için
açıklayıcı olarak koyduğu bazı ifadeler komisyonca metne eklenmemiştir. Örneğin
"Bunları yapma imkânını bulamayan kimsenin üç gün oruç tutması gerekir."
(
Maide, 5/89)
âyetinin devamındaki "mütetâbiat" (peşpeşe) ilavesi Kur'an'a eklenmemiştir. Yine
Abdullah b. Mes'ud'un annelerin nafakası ile ilgili:
"Mirasçı da (yukarıda)
belirtildiği şekilde (nafaka ile) yükümlüdür." (
Bakara, 2/233)
âyetindeki mirasçı hakkında "zi'r-rahimil-mahrem" (evlenilmesi yasak olan yakın
hısımlardan olan) şeklinde ilâve taşıyan kıraati de Kur'an'dan sayılmaz.
Tevâtür derecesine ulaşamayan bu gibi
kıraatlerin hukukçular için delil olarak
kullanılıp kullanılamayacağı konusunda görüş ayrılığı vardır.
Hanefilere göre, bu
kıraat şekillerini nakleden sahabe bunu ya
Muhammed'den işitmiştir veya kendi görüşü ve
ictihadı olarak ifade etmiştir. Bunun, en azından
Allah'ın kitabını
tefsir için vârid olmuş bir sünnet olduğu açıktır.
Sünnetin hüküm
kaynağı olduğunda ise şüphe yoktur. İşte bunun bir sonucu olarak Hanefîler yemin
kefâreti olarak tutulacak orucun peş peşe üç gün tutulmasını
gerekli görürler
Şafii,
Maliki ve
Hanbelilere göre ise, mütevatir olmayan
kıraatler ne Kur'ân
ve ne de sünnet sayılmaz ve hüküm çıkarmada delil olarak da kullanılamaz.
[Zekiyuddin Şa'ban,
a.g.e., s.47, 48 ]İslam'a göre Kur'an yalnız Araplar için değil,
yeryüzündeki tüm insanları doğru yola iletmek için gelmiştir:
"Seni ancak
âlemlere rahmet olarak gönderdik" (
Enbiyâ, 21/107). Bu özelliği Kur'an'ın i'caz
yönlerinin de evrensel olmasını gerektirir.
Kur'an'da "bilgi"
Kur'an'ın sayfaları arasında her sorunun cevabını
aramak veya din alimlerinin bilimsel konulara Kur'an ile cevap vermesini
beklemek yanlıştır. Kur’an-ı Kerim bir astronomi, bir kimya ya da tıp kitabı
değildir.
[Kutub, 1997: I, 283 ]Kur’ani bilginin çalışma konusu
ve ilgi alanı insanın kendisi, insanın düşüncesi, inancı, duyguları, kavramları,
davranışları, tutumları, ilişkileridir. Maddi bilimleri, bütün araç ve bölümleri
ile maddi alemde gerçekleştirilecek bilimsel keşiflere ve icatlara gelince bu
görev, insan aklına, insan tecrübesine, insan buluşuna, insanın varsayım ve
teori geliştirme yeteneklerine havale edilmiştir. Çünkü insanın yeryüzündeki
halifeliğinin temeli bu olduğu gibi yapısının karakteri de bu fonksiyona
yatkındır.
Kur’an-ı Kerim ise insanın psikolojik yapısını, kişiliğini,
vicdanını, aklını ve düşüncesini yapılandırmaya çalışır. Bunun yanı sıra insanın
bu potansiyel yeteneklerini iyi bir şekilde kullanmasına uygun ortam sağlayacak
olan sağlıklı bir toplum yapısı oluşturmaya gayret eder.
Bütün bilimsel,
evrensel, biyolojik, psikolojik ve sosyolojik olayların nispeten daha büyük bir
kesimini açıklayabilecek ya da problemlere daha ayrıntılı açıklamalar
getirebilecek başka ve daha yararlı hipotezler, varsayımlar ortaya çıkana kadar
geçerlidir. Bundan dolayı bu teoriler, bu varsayımlar değişmeye, başkalaşmaya,
iptale ve eklemelere açıktır.
Hatta, eğer yeni bir keşif ve icat aracı
bulunur ya da eski bilgi birikimini yeni bir açıdan yorumlayan değişik bir
yaklaşım tarzı benimsenirse bu teori ve varsayımlar altüst olmaya açıktır
[Kutub, 1997: I, 286 ].
Kur’an, tanrının verdiği nimetlere salt
tüketim amacıyla bakılmasını istemez (Müminun 23/21).
Halife Ömer, hedefe yönelik
olmayan bilgiyi elde etmekte ısrarlı davranmamıştır. Ebben kelimesinin ne anlama
geldiğini bilmediğini söylemiş, sonra da kulluk ile direkt bağlantılı
görmediğinden manasını öğrenmek için çaba göstermemiştir. Çünkü ayetin
bağlamından onun da bir nimet olduğunu rahatlıkla çıkarmıştır. Ayetin bağlamında
Allah, insanoğlunun yiyeceği hakkında söz etmekte ve gökten yağmur indirdiğinin
ve bununla tahıl, üzüm, zeytin, hurma... gibi doğrudan doğruya, yine hayvanlara
otlak kılmak suretiyle de dolaylı olmak üzere insanoğlu için pek çok çeşit nimet
çıkardığını topluca belirtmiştir. Dolayısıyla bunların detaylarını ve hangi
maddeler olduklarını öğrenmek zorunluluk olarak algılanmamalıdır
[Şatıbi,
1990: I, 45 ]
Notlar
Kuran, Arapça olarak kaleme alınan ilk mukaddes
kitaptır. [“Kuran Tarihi”, Prof. M. Hamidullah, s. 59 ]
İslam'a göre
Kur'an abdestsiz
okunmaz.Lâkin;cünüp olmamak Kur'ân okumak için yeterli bir nedendir. Kur'an'da
bu hususla ilgili olarak şöyle denir: " Şüphesiz bu, değerli bir Kur'an'dır.
Korunmuş bir kitaptır. Ona ancak temizlenenler dokunabilir." ( Vakıa
Suresi, 77-79)
Kaynaklar
Vikipedi
Muhammed Hamidullah,
Kur'an Tefsiri
Zekiyüddin Şaban,
Usulü'l-Fıkh, Terc. İbrahim Kafi Dönmez, Ankara 1990, s. 46-47
İbn-i İshak, Es-Sire
İbn-i Sa'd, Tabakat
Mes'udi,
Mürucü'z-Zeheb
İslam Ansiklopedisi , TDV Yay.,
İst., 1997
Beheşti, Bilmek, Çev: İbrahim Keskin, İst., Bir Yay., 1988
Arslan, Ahmet, Felsefeye Giriş, 4. bs., Ankara, Vadi Yay., 1999
Alper, Ömer Mahir, Akıl-Vahiy Felsefe-Din İlişkisi, İst, Ayışığı Yay., 2000